Komünist Devrim
   Nederlands                                  YAŞASIN KOMÜNİST ENTERNASYONALİZM!  April 21 2019 08:50:18   
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

   Ana Sayfa
   Yazılar/Broşürler
   Görüşler
   Komünist Hareketten
   Devrimci Basından
   Sol Hareketten
   Felsefe
   Katkılarınız
   Arşiv
   Sitede Ara
   Bağlantılar
   İletişim

English
   Home
   Opinion
   Revolutionary Press
   Left Movement
   Philosophy
   Site search
   Web links
   Contact



KOMÜNİST HAREKETTE ZİHİNSEL DEVRİM ZORUNLULUĞU ve ...
Yazılar-BroşürlerKOMÜNİST HAREKETTE ZİHİNSEL DEVRİM ZORUNLULUĞU ve “KOMÜNİST KİMDİR?” SORUSU (A.H.Yalaz)

1980 yenilgisinden sonra, çeşitli nedenlerle, üzerine birkaç kez yazdığım; 1980'li ve 1990'lı yıllarda, komünistlerle ve demokrat-devrimcilerle birçok kez sözlü olarak tartıştığım bir sorunu yeniden ele almak istiyorum. Komünistlerin, komünist sempati-zanların ve komünizme yakınlık duyan herkesin tartışmaya gereksinimleri olduğunu düşündüğüm bir sorun bu.

“Komünist kimdir?” sorusunun içerdiği sorun, tartışmak istediğim birçok sorundan yalnızca biri. Bunu, olası tartışmanın gelişimine bağlı olarak, “Komünist partisi nedir?”, "Komünist hareketin sorunları ve görevleri", “Komünist toplumun alt aşaması olarak sosyalizm nasıl anlaşılmalıdır? Sosyalizm tek-partili bir geçiş toplumu mudur, yoksa politik çoğulculuk olanaklı mıdır?”, vb. sorularda ifadesini bulan sorunlar izleyecektir.

Bilimsel komünizm ile işçi sınıfı hareketinin hala ayrı ayrı yollardan yürüdüğü, yani komünist bir işçi hareketinin henüz oluşmadığı; komünist hareketin kendi-sinin de önderlikten yoksun olduğu ve komünist devrimci çekim merkezi/ merkezlerinin var olmadığı; işçi sınıfı hareketi içinde dikkate alınacak bir ideolojik, politik ve örgütsel etkiye sahip olmak bir yana, sınıfın en bilinçli ve en devrimci üyeleri arasında bile ciddiye alınacak etkisi olmayan komünist örgütlerin kendilerini komünist parti olarak ilan ettikleri tarihsel koşullarda yaşıyoruz. Bu nedenle, yalnızca kendilerinin komünist olduğunu düşünenler, özellikle de kendilerini isçi sınıfının komünist partisi olarak ilan edenler tarafından bugünü ilgilendirmeyen, geçmişe ilişkin bir soru olarak değerlendirilebilir “Komünist kimdir?” sorusu. Beyinler görece özgürce düşünebilir ve dar örgütsel ve bireysel çıkarları aşan bir yaklaşım benimsenebilirse, Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketi için son derece yararlı olacağını düşündüğüm bir sorunu tartışmaya engel oluşturmaz bu durum. Yeter ki, komünist bir bilinçle cüret edilsin.

Gruplar Dönemini Yaşayan Türkiye ve Kuzey Kürdistan Komünist Hareketi'nde Zihinsel Devrim Zorunluluğu
Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketinin birer parçası olmalarına karşın, çeşitli örgüt ve çevreler birbirlerini küçük-burjuva devrimcisi, oportünist, vb. ideolojik-politik karaktere sahip olmakla suçlamayı sürdürüyorlar. Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen bu örgüt ve çevrelerin hemen tamamı yalnızca kendini komünist görme çocukluk hastalığından kurtulabilmiş değil. (1) Politik mirasyedilik sürüyor. Hem de dünya komünist hareketinin ve onun bir parçası olan Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketinin, tarihinin en ağır genel bunalımını geçirdiği tarihsel koşullarda. Bir komünist olarak bana acı veriyor bu durum. Öfkelendiriyor da. On milyonlara varan sayıda proleter ve yarı-proleterin bulunduğu, neredeyse yetmiş milyon nüfuslu bir coğrafyada, birkaç bin kişiyi bile politik olarak örgütleyememiş; politik savaşımda önemsenecek sayıda proleteri ve yarı-proleteri politik eyleme çekebilme başarısını gösterememiş komünist örgütler, kendilerini işçi sınıfının komünist partisi olarak ilan etme ve diğer komünist örgütleri küçük-burjuva devrimcisi, vb. olarak değerlendirme lüksüne sahip olma hakkını nereden alıyorlar?

Ekim 1993'te yazdığım "Üçüncü Enternasyonal'i Oportünizm Tüketti" başlıklı broşürün "Önsöz Yerine" bölümünde, zihinsel yarı-özgürlük ortamına saldırarak, sosyalist teori ve pratiğin gelişmesi ve zenginleşmesinin önündeki engelleri aşmak için, zihinsel gücün olanak tanıdığı en çoğu yapmak gerektiğini vurgulamış ve komünistlerin ilgisini uyandırmaya çalışmıştım. Sorunu özetle şöyle ele alıyordum:

Sosyalizmin kapitalizme karşı sözde değil, gerçekte bir seçenek olabilme-sinin ve komünist hareketin ideolojik-teorik, politik ve örgütsel olarak gelişebilmesinin önündeki en büyük engel, iç zihinsel devrimin önündeki şu barikat yıkılmalı, şu iç düşman yenilmelidir. Komünist hareketinin bunalımdan çıkışını engelleyen en önemli karşı güç olan şu iç düşmanın unsurları nelerdir? Tam olduğunu iddia etmek-sizin işte size bir liste: dar örgütsel çıkarları komünist hareketin ve işçi sınıfı hareke-tinin çıkarlarından üstün tutma; dünya komünist hareketinin geçmişine ve özel olarak kendi geçmişine komünist devrimci eleştirel yaklaşımdan yoksunluk; teorik statükoculuk ya da tutuculuk; kendinden hoşnut olma, bütün olumsuzluklara ve güçsüzlüklere karşın kendini beğenmişlik, hatta kendine hayran olma hastalığı; azla yetinme; onca böbürlenmeye karşın, büyük düşünememe hastalığının neden olduğu küçük-burjuva grupçuluk ve inatçılık ve bu anlamda iddiasızlık; yetenekleri ve potansiyeli bastıran kendini savunma psikolojisi, vb.

Kimse ne kendini, ne de başkalarını aldatsın ya da avutsun. İnsanın bütün zihinsel yeteneklerini özgürce geliştirme olanaklarına kavuştuğu özgürlük dünyasının içten savunucularının, insanın insan tarafından sömürüldüğü bir sistemin gerçek düşmanlarının, dünya komünist hareketinin ve kendilerinin konu olacakları bilimsel bir sorgulamanın sonuçlarından korkmaları için hiçbir neden yoktur. İdeolojik-teorik, politik ve örgütsel yenilenme zorunlu. Sorun zihinsel devrim sorunudur, zihinsel reform değil. Bu devrimi yapma yürekliliğini gösterenler geleceği kazanacaklardır. Parçası olduğu hareketi ve kendini Marksizm-Leninizm’in yol göstericiliğinde sorgulayıp yargılamaya cesaret edemeyenlerin ise komünist bir geleceği olamaz.

İyimser olmak gerek. İyimserliği öz güven ve güvene dönüştürmek gerek. Komünist hareketin en önemli eksikliklerinden biri, kimilerinin pek sınır tanımayan böbürlenmelerine karşın, öz güven eksikliğidir. Bilimsel düşünme yeteneğinin az gelişmişliği ile öz güven eksikliği el ele gitmekte, karşılıklı olarak birbirlerini koşullandırmaktadırlar. İddialı olunmalı, ama, aynı zamanda, alçakgönüllü. Yeni ya da yeni olduğu sanılan kimi düşünlerin savunulması; başkalarından biraz daha fazla kadro ve sempatizana sahip olunması, vb. böbürlenme nedeni olmamalı. Böbürlenme lüksüne sahip hiçbir komünist örgüt, çevre ve birey tanımıyorum. Tanımak da istemiyorum. Son derece ağır bir dönemden geçen komünist hareketin sorunlarının ve görevlerinin bütün komünist güçlerin harekete geçirilmesini zorunlu kıldığı kabul edilmeli ve gereği yapılmalıdır. Dönem alçakgönüllülükle cüreti birleştirme dönemidir. (Son derece önemli olmakla birlikte, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'lı komünistlerin alçak gönüllü olamamalarının nedenlerinin tartışılması bu yazının görevleri arasında değildir.)

Dar örgüt çıkarlarını, hatta kimi bireysel çıkarları ya da küskünlükleri komünizm ülküsünün önüne çıkarmak komünistlerden uzak dursun. Verileni olduğu gibi kabul etmemek; gerçeği araştırmak, bulmak, açıklamak ve komünizmin çıkarlarını her şeyin üstünde tutmak komünist ahlak gereğidir. Yanlışlara, eksikliklere ve güçsüzlüklere göz yummak, onları geçiştirmek; kendini haklı çıkarmak için ideolojik-teorik, politik ve örgütsel bahaneler aramak, yeni toplumun aynası olma iddiasındaki yeni insanın karakter özellikleri arasında olamaz. Bütün bunlar eski dünyaya, burjuva dünyaya aittir.

Yeni toplum yeni insan gerektirir. Yeni insanın "yaratılması" için çalışma, sosyalist politik devrim sonrasında değil, daha bugünden başlar. Yeni bir toplum kurmak için yola çıkanlar, marksist-leninist teoriden, sosyalist toplum kurma deneylerinden ve kendi deneylerinden öğrendikleriyle, geleceğin toplumuna ilişkin değerleri, gelenekleri, davranış biçimleri ve kurallarını (ahlakı), vb. daha kapitalist toplumun bağrında oluşturmaya başlarlar. Koşullar içinde ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırlar. Gelecek toplumun embriyonu olarak parti-öncesi komünist örgütler ve komünist partiler, bu anlamda laboratuar işlevi görürler. Olgular ve deneyim bunun gereği gibi anlaşılmadığını ve yapılmadığını gösteriyor.

Genel bir yenilenmeden geçmesi gereken komünist hareket içinde, öncelikle önder kadroların ideolojik-teorik olarak sert biçimde sarsılmaları zorunlu. Statükoculuğu yenilgiye uğratmak için; küçük-burjuvaziye özgü var olanı koruma ve büyük amaçlar için risk almama psikolojisini yıkmak için; proletaryanın ve komünist hare-ketin çıkarlarını örgütsel çıkarlara feda etme küçük-burjuva alışkanlığının üstesinden gelmek için önderlerin yüksek ölçekli bir ideolojik-teorik depreme ya da deprem dizisine uğramaları gerekiyor.

***

Komünist hareketin, ideolojik düzeyde sert bir müdahalenin yanı sıra, devrimci bir işçi sınıfı hareketinin gelişmesinin zorlayıcı etkisine de büyük bir gereksinimi var. Teori-pratik ilişkisinin sağlıklı biçimde kurulabilmesi; teorinin sınıf mücadelesi pratiğine ışık tutabilmesi, pratiğin de teorinin geliştirilmesine ve zenginleştirilmesine katkıda bulunabilmesi; kadroların bilimsel olarak kendilerini yenileyebilmeleri ve yeni komünist kadroların yetişebilmeleri bakımından son derece önemlidir sınıfın zorlayıcı ve terbiye edici hareketi. Teorisyen, propagandacı, ajitatör ve örgütçü nitelikleriyle komünist işçi önderler de ancak böylesi bir durumda yetişerek öne çıkacaklar ve komünist hareketin önderliğini üstleneceklerdir. Kendilerini sınıf adına işçi sınıfı partisi olarak ilan edenler bu nokta üzerinde ciddiyetle düşünmelidirler. Kuşkusuz, işçi sınıfını ve kendilerini gerçekten ciddiye alıyorlarsa.

Proletarya Diktatörlüğü Aracılığıyla Komünist Toplumun Örgütlenmesini Savunan ve Pratiğinde Buna Uygun Davranan Komünisttir

“Komünist kimdir?” sorusuna yanıt söz konusu olduğunda, geçmişin yanlışlıklarından kurtulabilmiş değil komünist hareket. Daha böylesine yalın, ama o ölçüde de can alıcı soruya bile teorik olarak doğru yanıt verebilmiş değil. Kimileri, komünist tanımını Marksizm-Leninizm açısından onaylanamayacak genişlikte yaparken; kimileri de, komünist harekette geçmişte egemen olan yanlış ve sığ tanım ya da tanımlara kıskançlıkla sarılıyorlar.

Lenin’in “Devlet ve Devrim”de özlü olarak açıkladığı gibi, “... Yalnızca sınıf mücadelesinin kabulünü proletarya diktatörlüğünün kabulüne kadar genişleten biri marksisttir. Marksist ile sıradan küçük (aynı zamanda büyük) burjuva arasındaki en derin ayrımı oluşturan budur. Marksizmin gerçek kabulü ve kavranışının üzerinde denenmesi gereken denektaşı budur ...” (Lenin, Seçme Yapıtlar, İngilizce, cilt 2, s. 310-311).

Lenin’in tanımı içerse de, özel olarak vurgulamak isterim ki, proletarya diktatörlüğünün teorik kabulüne pratik çalışmasında (propaganda, ajitasyon ve örgütlenme) uygun davranan kişi, çevre, örgüt, vb. komünist sıfatına layıktır. (1982 Aralık ayından beri bu görüşü savunuyorum.) Proletarya diktatörlüğünün kabulü sözde kalmamalı. İnsanları kendileri hakkında ne söylediklerine göre değil, Lenin’in “Ne Yapmalı?”da belirttiği gibi, “eylemleriyle ve gerçekte savundukları şeylerle değerlendir”mek gerek. Proletarya diktatörlüğü ilkesi söz konusu olduğunda uzlaşmaya yer yoktur. Marks’ın aşağıdaki satırları bu kavram ve ilkenin taşıdığı önemi gereğince vurguluyor:
“... Ve bana gelince, modern toplumdaki sınıfların ya da bunlar arasındaki savaşımın varlığını keşfetmiş olma onuru bana ait değildir. Burjuva tarihçileri bu sınıf savaşımının tarihsel gelişimini, burjuva iktisatçılar da sınıfların ekonomik anatomisini benden çok önce açıklamışlardır. Benim yeni olarak yaptığım 1) Sınıfların varlığının ancak üretimin gelişimindeki belirli tarihsel evrelere bağlı olduğunu; 2) Sınıf savaşımının zorunlu olarak proletarya diktatörlüğüne vardığını; 3) Bu diktatörlüğün kendisinin bütün sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız bir topluma geçişten başka bir şey olmadığını tanıtlamak olmuştur. ...” (Marks’dan New York’taki J. Weydemeyer’e mektup, 5 Mart 1852, Marks-Engels Seçme Yapıtlar, Sol Yay., c.1, s.637).
Proletarya diktatörlüğü kavramı Marksist teoride işte böylesine can alıcı bir önem taşıyor. Peki, kimdir komünist? Komünist olmayandan nasıl ayırt edilir?

" Bir kişinin ya da bir örgütün komünist bir ideolojik ve politik karaktere sahip olabilmesi için tek bir ölçüt vardır: teoride ve pratikte proletarya diktatörlüğünün savunulması. Eğer sosyalizmin kurulması ve sınıfsız topluma ulaşılması için proletaryanın egemen sınıf olarak örgütlenmesi, toplumu ve politikayı yönetmesi kabul edilmiyorsa komünist olunamaz. Lenin, marksist, sınıf mücadelesini proletarya diktatörlüğünün kabulüne kadar genişleten kişidir, derken bunu anlatıyordu. Proletarya diktatörlüğünün gerçekten kabul ediliyor olduğunun anlaşılması için, yalnızca teorik kabul edişle yetinmek olmaz. Politikada kişiler kendileri için ne dediklerine bakarak değerlendirilemezler. Asıl ve önemli olan eylemin içeriğidir. Kişileri ve kuruluşları (örgütleri) eylemlerine bakarak değerlendirmek gerekir. ...
" Kimin komünist olup, kimin olmadığını anlamak için yukarıdakinden başka ölçüt aramaya çalışmak, klişeler, formüller uydurmaya çalışmaktır. ... Komünist hareketin yaşamında gruplar dönemi ve parti dönemi gibi iki dönemin olduğu doğrudur. Doğru olmayan, komünistliği belirlemede bu iki dönemde farklı ölçütler bulmaya çalışmaktır. İster gruplar döneminde olsun, ister parti döneminde, komünistliği belirlemede yukarıda açıkladığım ölçüt geçerlidir. Gelişim sürecinde, komünist hareketin, ülkelerin özgül koşullarına göre değişiklik gösteren farklı özelliklere sahip olması, komünistliğin ölçütünün de farklı farklı olduğu anlamına gelmez. ....

“ Bir komünist kişi ya da kuruluş (örgüt), politikasının odağına proletaryayı koyar. Onun asıl tarihsel görevi, proletaryanın ekonomik, toplumsal, politik ve kültürel kurtuluşu için çalışmaktır. Her şeye, her olguya, olaya, gelişmeye proletaryanın sınıf çıkarları açısından bakar. Onun bakışı bir sınıf bakışıdır; ve bu da proletaryanın sınıf bakış açısından başka bir şey olamaz. Ama, politik ufku proletaryanın asgari çıkarlarıyla sınırlanmış biri komünist değildir. Asıl olan proletaryanın azami hedef ve amaçlarını savunmaktır ki, bu da proletaryanın azami programının savunulması demektir. Bu programın savunulması demek, her şeyden önce, proletarya diktatörlüğü uğruna çalışmak demektir. Proletaryanın programının asgari ve azami kısımlardan oluştuğu ülkelerde, yalnızca asgari programı savunmakla, onu propaganda etmekle, onun gerçekleşmesi için çalışmakla komünist olu-namaz. Proletaryanın asgari programı, devrimci demokrasinin azami programıdır, dolayısıyla onunla yetinmek olmaz.

“Komünist kimdir? sorusuna verilecek yukarıdaki doğru yanıt, gerek ulusal, gerekse uluslararası alanda hangi partilerin, örgütlerin, kişilerin komünist olup, kimlerin olmadığının, eylemleri biliniyorsa, kolaylıkla belirlenmesini sağlar, karışıklıkları önler. ....” ( A. H. Yalaz, “Komünist Kimdir? Ve TKP/ML Hareketi’nin Politik Karakteri” başlıklı yazı, 21 Eylül 1984).
TKP/ML (B)’nin parti teorisini eleştirdiğim bir yazıda konumuzla ilgili bölüm özetle şöyle:

Komünist olmanın ölçütü, komünist hareketin gelişme aşamalarına, gelişme aşamalarının özelliklerine ve görevlerine göre değişmez; somut koşullara göre değişmez. Değişeceğini kabul etmek, Marksizm-Leninizm’in devrimci özünün de değişeceğini kabul etmek demektir. Bu özü proletarya devrimi ve proletarya diktatörlüğü öğretisi olarak açıklayabiliriz. Marksizm-Leninizm’in devrimci özü dönemlere göre değişmez. Sorun, devrimci öze uygun davranılıp davranılmadığının denetlenmesidir. Şunun ya da bunun teorisi ve pratiği bu devrimci öze göre sorgulanır. Yoksa, sorun, bu devrimci özü savunmanın içeriğinin koşullara göre somut olarak açıklanması, doldurulması değildir. Bilimsel komünizmin devrimci özünün savunulması, dönemlere göre yeniden açıklanmayı, vb. gerektirmez. Yapılması gereken teoriyi ve pratiği denektaşına vurmaktır. Sorgularken ve denetlerken teoriye bakılır. Ancak yetmez bu. Pratiğe de bakılır. Teori ile pratiğin uyumlu olması gerekir. Teori-pratik diyalektiği bakımından yapılır sorgulama ve denetleme. Yapılan propagandanın ve ajitasyonun içeriği denetlenir. Örgütlenme anlayışı ve pratiği denetlenir. Pratik çalışmasının içeriği bakımından böylesi bir sorgulama devrimci öz bakımından olumsuz çıkarsa ilgili kişi, örgüt, vb. “komünist değildir” sonucuna varılmış olur.

Marksizm-Leninizm’in güncel ölçütleri olmaz. O bir bilimdir ve sağlam bir özü vardır. Bu öz, onun ortaya çıkmasının maddi koşulları değişmeden, değişmez. Bir kişinin ya da örgütün komünist olup olmadığını denetlemek için kullanılabilecek noktaları genel çizgileriyle belirtmek gerekirse (buna proletarya diktatörlüğünü teoride kabul etme ve pratikte bu kabule uygun davranma ölçütünün içeriğinin açıklanması da diyebilirsiniz):

  • İnsanın insan tarafından sömürülmesine karşı olmak, bu sömürüye son verme isteği ve amacında olmak;
  • Bu sömürünün nedeni olan üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete ve kolektif kapitalist mülkiyete (kapitalist devlet mülkiyeti) son verme düşüncesinde olmak ve bunun için çalışmak;
  • İşbölümüne kölece bağlılığa son vermeyi kabul etmek; sınıfların ortadan kaldırılmasını amaçlamak ve bunun maddi ve manevi koşullarını hazırlama amacında olmak ve bunu başarmak için çalışmak;
  • Sömürüye ve işbölümüne son vermek için, işçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenmesinin (proletarya diktatörlüğü) zorunluluğunu kabul etmek:
  • Üçüncü ve dördüncü ile ilişki içinde, sınıfların var olmasına dayanan devletin ortadan kalkması için çalışmak;
  • Yeni, komünist bir insan yaratma amacında olmak ve bunun gerçekleşmesi için uğraş vermek;
  • Bütün bu amaçları gerçekleştirmek için yol gösterici bilim olarak Marksizm-Leninizm’i kabul etmek ve bunu propagandada, ajitasyonda ve örgütlenmede kanıtlamak. (TKP/ML (B)’nin Parti Teorisi Üzerine Bazı Eleştiriler, 4 Nisan 1987).
Sözün özü, devrimci olan ve sosyalizm anlayışını işçi sınıfına dayandıran, dolayısıyla proletarya diktatörlüğü aracılığıyla komünist toplumun örgütlenmesini kabul eden her parti, parti-öncesi örgüt, çevre ve birey komünisttir. İnsanın insan tarafından sömürülmesini; sınıfların ortaya çıkışın temelini oluşturan toplumsal işbölümünü; buna bağlı olarak, sınıfları ve devleti ortadan kaldırmak için en devrimci son sınıf olan proletaryanın devlet iktidarını ele geçirmesini ve bu iktidarı yukarıda sayılanları gerçekleştirmek için kullanmasını kabul etmeyen ve pratik çalışmasında buna uygun davranmayan ise komünist değildir.

Bu satırların yazarı, sınıfların ortaya çıkmasına neden olan toplumsal işbölümünün ve dolayısıyla sınıfların ve devletin ortadan kalktığı; insanın her türlü yeteneğini özgürce geliştirme koşullarına ve olanaklarına kavuştuğu; herkesten yeteneğine, herkese gereksinimine göre ilkesinin yaşam bulduğu özgür üretici bireyler dünyası komünist topluma doğru büyük yürüyüşe, yetenekleri, bilgi birikimi, deneyimi, zihinsel ve fiziksel enerjisi ölçüsünde, bunları daha da geliştirme, artırma ve başkalarından öğrenme ve başkalarına öğretme kararlılığı içinde, katkıda bulunmayı, hiçbir engel tanımaksızın, sürdürecektir.

Örgütlü olan ve olmayan bütün komünistleri, komünist sempatizanları ve bilimsel komünizme yakınlık duyan herkesi, henüz parti-öncesi dönemi yaşayan komünist hareketin bugünü ve geleceği açısından can alıcı bir önem taşıyan "Komünist kimdir?" sorusunu tartışmaya çağırıyorum.

Kendilerinden başka komünistlerin de olduğunu düşünenleri, neden böyle düşündüklerini açıklamaya çağırıyorum.

Yalnızca kendilerini komünist olarak değerlendiren örgüt ve çevreleri, kendilerini komünist, ötekileri ise küçük-burjuva devrimcisi, vb. olarak değerlendirmelerinin gerekçelerini açıklamaya çağırıyorum.


Mayıs 2002


(1) Sahip olduğum bilgi çerçevesinde şu örgüt ve çevreleri komünist olarak değerlendiriyorum: Marksist-Leninist Komünist Parti (MLKP); Proleter Devrimciler Koordinasyonu (PDK); Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB); Türkiye Komünist İşçi Partisi (TKİP) ve MAYA dergisinin çizgisini savunanlar. Varlıkları konusunda bilgi sahibi olmadığım küçük grup ve çevreler de olabilir. Örgütlü olmayan komünist bireyler de komünist harekete dahildirler.