Komünist Devrim
   Nederlands                                  YAŞASIN KOMÜNİST ENTERNASYONALİZM!  April 21 2019 08:15:35   
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

   Ana Sayfa
   Yazılar/Broşürler
   Görüşler
   Komünist Hareketten
   Devrimci Basından
   Sol Hareketten
   Felsefe
   Katkılarınız
   Arşiv
   Sitede Ara
   Bağlantılar
   İletişim

English
   Home
   Opinion
   Revolutionary Press
   Left Movement
   Philosophy
   Site search
   Web links
   Contact



BİR TASLAK ÜZERİNE BAZI ELEŞTİREL DÜŞÜNCELER -1 (A.H.Yalaz)
Yazılar-BroşürlerTeori ve Politika dergisinin onuncu yıl değerlendirmesini konu alan “Geçmiş, Misyon Gelecek, Ezilenlerin Marksizmi için teori ve politika” başlıklı yazıyı ilgiyle okudum. Yazı, Bütünsel Marksist Oluşum Yolunda Bir Girişim İçin Genel Çerçeve Taslağı’na ilişkin olarak şu değerlendirmeyi yapıyor: “Teori ve Politika, Taslak olmadan eksik değerlendirilmek zorundadır. Taslak, Teori ve Politika’nın varlığını içinde ve rehberliğiyle oluşturduğu gerçek bir çerçevedir. Taslağın bizim pratiğimizde gördüğü rol, tutarlı ve iyi düşünülmüş, etraflı bir temel metnin bir hareket tarzının menziline gidişi için ne kadar yaşamsal bir role sahip olduğunu bizim hayatımızda günü gününe gösterdi. Bu on yılda, her sıkıştığımız anda Taslağa başvurduk. ...Taslakta ortaya konulan görüşler, en başta tutarlık testinden çok farklı düzlemlerde ve çok sayıda olayda başarıyla geçtiği için biz bugün varolabiliyoruz...” Taslağa verilen önem ve biçilen değer ortada.

Bundan on yıl önce sözü edilen Taslağın “bütünsel olmayan” bir eleştirisini Bir Taslak Üzerine Bazı Eleştirel Düşünceler başlığını taşıyan bir yazıda yapmıştım. Ne var ki, bu yazıya, teoriye çok önem verme ve geçmişi aşma savından olan Teori ve Politika çevresinden hiçbir karşılık gelmedi.

Geride kalan on yılda bu yazıyı birkaç kez okudum. Her okuduğumda Taslağın birçok yönüyle kapsamlı olarak eleştirilmesi gerektiği düşüncesi daha da güçlendi. Onuncu yıl değerlendirmesi bu düşüncemin ne denli yerinde olduğunu bir kez daha gösterdi. Teori ve Politika çevresi, özgüyle söz edilen on yılda ideolojik olarak ileri gitmek bir yana daha da gerilemiştir. Örneğin, Taslağı belirleyen noktalardan ikisi “Marksizm-Leninizm” ve “proletarya diktatörlüğü” kavramlarının kullanılmıyor olmasıydı; ama işçi sınıfına dayanan sosyalizm anlayışı terkedilmiş değildi. Teori ve Politika çevresi bu anlayışı terk etti ve yerine ezilenlere dayanan sosyalizm anlayışını koydu. Marksizm de ezilenlerin Marksizmi olmuştu artık! Taslağın eleştirisini bir kez daha okudum ve Teori ve Politika çevresinin onuncu yıl değerlendirmesinin eleştirisini yapmak yerine onu olduğu gibi yayınlanmayı, en azından şimdilik, yeterli buldum. Ezilenlerin Marksizm’i ve ezilenlere dayanan sosyalizm anlayışının ayrı bir eleştirisinin yapılmasının gereğini de unutmaksızın. Onu “Marksizm-Leninizm alanında” tutabilmek için Teori ve Politika çevresinin revizyonist görüşlerine karşı ısrarlı bir ideolojik savaşım yürütmenin zorunlu.olduğunu da.

Yukarıda yazılanlar Teori ve Politika çevresinin yalnızca olumsuzluklarla anılması gerektiği anlamına gelmiyor. Teori ve Politika dergisinin düzenli bir okuru olmasam da, içeriklerine katılayım ya da katılmayayım, okuduğum yazıları ilgiyle ve birçok kez zevk alarak okudum. Okuduğum yazıların kaynak araştırmasının ve yorucu bir çalışmanın ürünleri olduğu anlaşılıyordu. Sınırlı bilgilerin sürekli olarak yinelendiği yazılar değil. Örneğin, felsefe sorunlarının, 1970’lerden bu yana, bu denli genişlikte ve derinlikte ele alındığı bir dönem olmadı. Teori ve Politika, kimi felsefi sorunların, örneğin, özne sorunu, en azından devrimci hareket içinde, bildiğim kadarıyla, ya ilk kez ya da daha ayrıntılı olmak üzere ilgi alanına alınmasına ve tartışılmasına katkı yaptı. Özcesi, Teori ve Politika’nın düşün ve tartışma yaşamına yaptığı katkı görmezlikten gelinemez.

Bir Taslak Üzerine Bazı Eleştirel Düşünceler başlıklı yazımın son üç tümcesi şöyledir:
“ ... Yukarıdaki çağrı ve önerilerin komünist ve demokrat devrimci örgütlerde ve çevrelerde yankı bulacağını sanmıyorum. Bulmaması da dileğimdir. Taslağı yazan arkadaşlara onu eleştirel bir gözle gözden geçirmelerini önermek isterim.”
Geride kalan on yılda öngörüm ve dileğim gerçekleşti. Önerim ise gereken ilgiyi görmedi. Gelinen noktada, bana, önerimi yinelemenin yanı sıra, eleştirilerle onun desteklemek düşüyor.

Ocak 2006


BİR TASLAK ÜZERİNE BAZI ELEŞTİREL DÜŞÜNCELER (A.H.Yalaz)

Nisan 1993 tarihli "Bütünsel Marksist Oluşum Yolunda Bir Girişim İçin Genel Çerçeve Taslağı"nı okurken birçok "evet", "genel olarak doğru" vb. kenar notları düşmüş olmama karşın, Taslağın içerdiği düşünce ve önerilerin "bütünsel marksist oluşum yolunda" fazla bir mesafe almayı olanaklı kılabilecek özellikler taşımadıklarını belirtmeliyim. Taslak, iç ve uluslararası marksist hareketin birçok sorununa işaret ediyor. Birçok yanlışı, eksikliği vb. eleştiri konusu yapıyor.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketi söz konusu olduğunda, yanlış ya da eksik eleştiriler de yöneltiyor. Sıkça mirasyedi gibi davranıyor. Politik hovardalık yapıyor. Küçümseyici, hatta aşağılayıcı nitelemeler ve ifadeler bolca kullanılıyor. Alçakgönüllü görünme çabasına rağmen, özel olarak anmak gerekirse, komünist hareketin geçmişini ve özel olarak teorik birikimini küçümseme bağlamında kendini beğenmişliği gizleyemiyor. (Alçakgönüllü olmak iddialı olmakla çelişmez.) Taslak yazarları, büyük değer biçtikleri bugünkü bilince, belki de büyük ölçüde, o tepeden baktıkları komünist hareket, özel olarak içinden çıkıp geldikleri örgüt içinde varıldığını; teorik donanımlarını, belki de asıl olarak, koptukları örgütte edindiklerini unutmuşa benziyorlar. Marksizm-Leninizm'i devrimci eleştirel olarak kullanma ile küçümseme, hatta aşağılamayı birbirine karıştırıyorlar. Eleştiride yapıcı olma konusunda titiz davranmıyorlar. İticiler. Bir düşünce ne denli doğru olursa olsun onun sunulma biçiminin, özellikle içinden geçmekte olduğumuz gibi hassas dönemlerde, büyük önem taşıdığını, hatta gereken ilgiyi çekme bakımından belirleyici olabileceğini unutmuş görünüyorlar.

Taslak yazarları, sosyalizm güçlerini genişletme vb. adına, proletarya diktatörlüğü ilkesinde olduğu gibi, Marksizm-Leninizm'in temel ilkelerini yadsıyan; sosyalizmin dünya ölçeğinde uğradığı geçici yenilgi ve olumsuz deneyimleri çok sayıda "sosyalist güç" keşfederek telafi etmeye çalışan eğilimin temsilcileri arasında yerlerini alıyorlar. (2)

Taslak yazarlarının ideolojik-politik kimlikleri hakkında henüz somut bir değerlendirme yapmış değilim. Ancak, Taslak iyimser olmamı son derece güçleştiriyor.

Taslağın içerdiği eleştiri konusu yapılabilecek bütün görüşleri ele almış değilim. Yani bütünsel bir Taslak eleştirisi sunmuyorum okura.

Taslak'ta özellikle dikkat çeken üç nokta Marksizm-Leninizm ve proletarya diktatörlüğü kavramlarının kullanılmamış olması ve "komünist kimdir?" sorusuna yanıt verilmemiş olmasıdır.

"Komünist kimdir?"

Taslak, "marksist (marksist-leninist,komünist) kimdir" sorusunu sormuyor ve dolayısıyla yanıt vermiyor. "Marksizmin genel alanı" kavramı yardımıyla, yanıtlanması, en azından teorik olarak, zor olmayan bu sorundan kaçınıyor. Taslağın vurgulamaya özen gösterdiği gibi, uluslararası komünist harekette ve marksist olma savındaki çevrelerde dünya ve ulusal ölçeklerde bir ayrışma yaşandığı bir gerçek. Son derece önemli ve ilginç bir dönemden geçildiğine kuşku yok. Ancak, bu, "komünist kimdir?" sorusunu açık bırakmayı haklı çıkaramaz. Lenin'in "Devlet ve Devrim"de özlü olarak açıkladığı gibi, "... Yalnızca sınıf mücadelesinin kabulünü proletarya diktatörlüğünün kabulüne kadar genişleten biri marksisttir. Marksist ile sıradan küçük (aynı zamanda büyük) burjuva arasındaki en derin ayrımı oluşturan budur. Marksizmin gerçek kabulü ve kavranışının üzerinde denenmesi gereken denektaşı budur..." (Lenin, Seçme Yapıtlar, İngilizce, s.310-311)

Lenin'in tanımı içeriyor olmakla birlikte, özel olarak vurgulamak isterim ki, proletarya diktatörlüğünün kabulüne pratik çalışmasında (propaganda, ajitasyon, örgütlenme, vb.) uygun davranan kişi, örgüt, çevre vb. komünist sıfatına layıktır. Proletarya diktatörlüğünün kabulü sözde kalmamalı. İnsanlar kendileri hakkında ne söylediklerine göre değil, Lenin'in "Ne Yapmalı?" da belirttiği gibi, "eylemleriyle ve gerçekte savundukları şeylerle değerlendir"mek gerek. Proletarya diktatörlüğü ilkesi söz konusu olduğunda uzlaşmaya yer yoktur. Marks'ın aşağıdaki satırları bu kavram ve ilkenin taşıdığı önemi gereğince vurguluyor:
"... Ve bana gelince, modern toplumdaki sınıfların ya da bunlar arasındaki savaşımın varlığını keşfetmiş olma onuru bana ait değildir. Burjuva tarihçileri bu sınıf savaşımının tarihsel gelişimini, burjuva iktisatçılar da sınıfların ekonomik anatomisini benden çok önce açıklamışlardır. Benim yeni olarak yaptığım 1) Sınıfların varlığının ancak üretimin gelişimindeki belirli tarihsel evrelere bağlı olduğunu; 2) Sınıf savaşımının zorunlu olarak proletarya diktatörlüğüne vardığını; 3) Bu diktatörlüğün kendisinin bütün sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız bir topluma geçişten başka bir şey olmadığını tanıtlamak olmuştur. ..."(Marx'tan New York'taki J.Weydemeyer'e mektup, 5 Mart 1852, Marx- Engels Seçme Yapıtlar, Sol Yayınları, c.1, s.637)
Proletarya diktatörlüğü kavramı işte böylesine can alıcı bir önem taşıyor. Ne var ki, Taslak bu kavramı kullanmıyor. Proletarya diktatörlüğü ilkesini, anlaşılan, en azından, Marksizm’ in genel alanında görmek istediklerini olabildiğince geniş tutabilmek için yok sayıyor. Belki de "sekter" olmak istemiyor.Bu tutumun oportünist olduğunu eklemek bile fazla.

TKP/ML(B)'nin parti teorisini eleştirdiğim bir yazıda (4 Nisan 1987) "Komünist kimdir?" sorusuna ilişkin olarak şunları yazmıştım:
"Komünist olmanın kriteri, komünist hareketin gelişme aşamalarına, gelişme aşamalarının özelliklerine ve görevlerine göre değişmez; somut koşullara göre değişmez. Değişeceğini kabul etmek, Marksizm-Leninizm’in devrimci özünün de değişeceğini kabul etmek demektir. Bu özü proletarya devrimi ve proletarya diktatörlüğü öğretisi olarak açıklayabiliriz.

"Komünist, proletarya diktatörlüğü ilkesini kabul eden ve pratik çalışmasında bu kabule uygun davranandır. Sosyalizmi kurmak ve komünist topluma (komünist toplumun üst aşamasına) ulaşmanın koşullarını hazırlamak isteyen ve bunun için çalışan komünisttir. Bunlar için de olmazsa olmaz koşul proletarya diktatörlüğüdür. ...

"Lenin, 'Komünist Enternasyonalin İkinci Kongresinin Temel Görevleri Üzerine Tezler'de Komintern'in temel ilkelerinin proletarya diktatörlüğü ve sovyet iktidarı ilkeleri olduğunu yazar. Yine Lenin, "Komünist Enternasyonalin Üçüncü Kongresinde Komünist Enternasyonal Taktiklerini Savunma Konuşması"nda proletarya diktatörlüğünün kurulması ve devlet zorunun kullanılmasının komünizmin ilkeleri olduğunu belirtir. ...

"... Marksizm'in/Marksizm-Leninizm'in devrimci özü dönemlere göre değişmez. Sorun devrimci öze uygun davranılıp davranılmadığının denetlenmesidir. Şunun ya da bunun teorisi ve pratiği bu devrimci öze göre sorgulanır. Yoksa,sorun, bu devrimci özü savunmanın içeriğinin koşullara göre somut olarak açıklanması, doldurulması değildir. Bilimsel komünizmin devrimci özünün savunulması dönemlere göre yeniden açıklanmayı, vb. gerektirmez. Yazdıklarım "bunlar son derece genel şeylerdir, vb." itirazlarla karşılanmayacak denli açık seçik, ve, evet öyle nitelemek isterseniz, somuttur. Yapılması gereken teoriyi ve pratiği denektaşına vurmaktır. Sorgularken ve denetlerken teoriye bakılır. Ancak yetmez bu. Pratiğe de bakılır. Teori-pratik diyalektiği bakımından yapılır sorgulama ve denetleme. Yapılan propagandanın ve ajitasyonun içeriği denetlenir. Örgütlenme anlayışı ve pratiği denetlenir. Pratik çalışmasının içeriği bakımından böylesi bir sorgulama devrimci öz bakımından negatif çıkarsa ilgili kişi, kuruluş, vb. "komünist değildir" sonucuna varılmış olur. Politikada değerlendirme yaparken asıl dikkat edilmesi gereken, asıl denetlenmesi gereken kişilerin, kuruluşların ne söyledikleri değil, ne yaptıklarıdır. Teori ile pratiğin uyumlu olması gerekir.

"Marksizm'in ya da Marksizm-Leninizm'in güncel kıstasları olmaz. M-L bir bilimdir, onun sağlam bir özü vardır; ve bu öz, o özün ortaya çıkmasının maddi koşulları değişmeden değişmez. Bu öze uygun propaganda ve ajitasyon yapan, eyleminin içeriği bu öze uygun düşen, yani komünist içerikli propaganda ve ajitasyon yapan komünisttir. ...

"Bir kişinin ya da kuruluşun komünist olup olmadığını denetlemek için kullanılabilecek noktaları (isterseniz bunlara proletarya diktatörlüğünü teoride kabul etme ve pratikte ona uygun davranma kriterinin içeriğinin doldurulması deyiniz) genel çizgileriyle belirtmek gerekirse:
  • İnsanın insan tarafından sömürülmesine karşı olmak, bu sömürüye son verme isteği ve amacında olmak;
  • Bu sömürünün nedeni olan üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete ve kolektif kapitalist mülkiyete (kapitalist devlet mülkiyeti) son verme düşüncesinde olmak ve bunun için çalışmak;
  • İşbölümüne kölece bağlılığa son vermeyi kabul etmek;
  • Sömürüye ve işbölümüne son vermek için işçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenmesinin (proletarya diktatörlüğü) zorunluluğunu kabul etmek;
  • Üçüncü ve dördüncü ile ilişki içinde, sınıfların varolmasına dayanan devletin ortadan kalkması için çalışmak;
  • Sınıfların ortadan kaldırılmasını amaçlamak ve bunun maddi ve manevi koşullarını hazırlama amaç ve çabasında olmak;
  • Yeni bir insan,komünist bir insan yaratma amaç ve çabasında olmak;
  • Bütün bu amaçları gerçekleştirmek için yol gösterici bilim olarak Marksizm-Leninizm'i kabul etmek; bunu propagandada, ajitasyonda ve örgütlenmede kanıtlamak;
  • Sömürüyü, işbölümünü, sınıfları ve devleti ortadan kaldırmak için en devrimci son sınıf olan proletaryanın devlet iktidarını ele geçirmesi ve bu iktidarı yukarıda sayılanları gerçekleştirmek için kullanmasını kabul etmeyen ve pratik çalışmasında buna uygun davranmaya kişi komünist toplum için çalışamaz."
Özellikle ve güçlü olarak vurgulamak isterim ki, burjuva düzeni tasfiye etmek anlamında devrimci olmayan marksist (marksist-leninist, komünist, bilimsel sosyalist) OLAMAZ. Bilimsel sosyalist olmaksızın, sözcüğün genel anlamında devrimci olmak olanaklıdır; ama tersi olanaklı değildir. Bu nedenle, Taslak yazarlarının yapmaya çalıştıkları gibi, devrimcilikle (asıl olarak örgütlü yapılar, yani "kalifiye işçiler") sosyalistliği (asıl olarak örgütlü yapılar dışında kalan ve genel olarak devrimci olmayan teorisyenler ve propagandacılar, yani "mühendisler") birleştirmeye, bu ikisinin bir sentezini yapmaya uğraşmak boşunadır. On yıllardır içinden geçmekte olduğumuz dönemde, özellikle SSCB ve Doğu ve Orta Avrupa ülkelerindeki politik depremlerden sonraki alt-dönemde, Marksizm-Leninizm'in ilkelerinde katı olmak ve bütün "dinozorlar", "son mohikanlar", vb. saldırılara karşın onları en inatçı biçimde savunmak yaşamsal önem taşımaktadır. Lenin'in "Marksizmin Tarihi Gelişiminin Bazı Özellikleri Üzerine" başlıklı yazısında Marksizm’de parçalanmaya (iç bunalıma) ilişkin olarak belirttikleri, gerekli değişikliklerle birlikte, bugünkü duruma da uygulanabilir:
"... Sorunları laf kalabalığıyla geçiştirmeye çalışmak kadar zararlı, ilkelere aykırı bir şey olamaz. Bugün en önemli görevimiz, bunalımın derinliğini ve onunla savaşma gereğini anlamış bütün marksistleri bir çatı altında toplayarak, marksizmin teorik temellerini ve ana ilkelerini, burjuva etkisinden sıyrılamayan 'yol arkadaşlarının' çeşitli yönlerdeki sapmalarına karşı savunmaktır..."(Karl Marx ve Doktrini,Bilim ve Sosyalizm Yayınları, s.144)

"... bu parçalanmayı kaçınılmaz kılan nedenleri anlamak ve onu önlemek için kararlı ve birlik içinde savaşmak, yaşadığımız dönemin marksistlere yüklediği en önemli görevdir."(a.g.y.,s.145)
Genel olarak uluslararası marksist-leninist komünist hareketin, özel olarak Türkiye ve Kuzey Kürdistan (isterseniz Anadolu deyiniz) komünist hareketinin içinde bulunduğu bugünkü durumun nedenlerini açığa çıkarmak, anlamak ve dünya komünist hareketi söz konusu olduğu sürece, on yıllardır süren bunalım sürecinden başarılı bir çıkış yapabilmek için Marksizm-Leninizm'in temel ilkelerini ödünsüz olarak, en büyük direnç ve inatla savunmak zorunludur. Bu temel ilkelerden biri de işçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenmesi, yani proletarya diktatörlüğüdür. Sosyalist demokrasidir. Ne var ki, Taslak bunu atlamış. Tam da en güçlü vurguyu gerektiren bir dönemde. Tam da "bütünsel marksist oluşum yolunda bir girişim" yapılırken. Taslak, "komünist kimdir?" sorusunu sormak, dolayısıyla ona en azından teorik bir yanıt vermek ya da böylesi bir girişimde bulunmak yerine "Marksizmin genel alanı" kavramını güncelleştirmeyi yeğliyor. Bunda pratik yarar buluyor. Böylece birlikte hareket edilebilecek olası güçler çoğaltılmış olacak. Taslak yazarlarına sormak isterim: Yukarıdaki soruya yanıt vermek için de "teorinin yeniden kurulması"mı gerekir? İlk kaynaklara mı dönülmeli? Komünist hareketin geride bırakılmış aşamaları yeniden mi canlandırılmalı? Bugünü ve Marksizm’de bölünmeleri derinlemesine ve ayrıntılı olarak anlamak ve genel bunalımdan çıkış yapabilmek için Marksizm’in doğuş sürecinin incelenmesi özel bir önem taşıyor. Marx, Engels, Lenin ve komünist harekette dikkate değer rol oynamış her kişinin bütün teorik ve politik yapıtlarının gereken ilgiyi görmesi gerektiğini, içinde bulunulan durumu ve bilimsel çalışmanın ABC’ sini anlama yeteneğine sahip hiçbir kişi yadsımayacaktır. Marx'ın, henüz "marksist" olmadan yazdığı yapıtlarını da inceleyeceğiz. Marx ve Engels'in ortak yapıtları "Alman İdeolojisi"ni, vb. de. Ama, şu da kabul edilmelidir ki, Marksizm-Leninizm’in teorik temelleri ve başlıca ilkelerinin yeniden keşfedilmeleri gerekmiyor. Bu anlamda kılavuzsuz değiliz. Üstelik teorik temellerden ve başlıca ilkelerden daha fazlasına, çok daha fazlasına sahibiz.

"Marksizm alanı", "Marksizmin genel alanı" ya da "genel olarak Marksizm alanı" kavramları yüzyılımızın başlarında kimin marksist olduğunu, kimin olmadığını saptamak bakımından yeterli olabilirdi. Ancak gerçek marksistlerle sözde marksistler ayrımını, en azından teorik düzeyde, yapabilmek için hiçbir kaygıya kapılmaksızın, bilinemezciliğin labirentlerinde kaybolmaksızın gerekli olan denektaşına sahibiz. Dönem revizyonizmin yeni ortaya çıktığı ve tekil ülkelere daha yeni yayılmaya başladığı dönem değildir artık. Marksistlerin oportünistlerle aynı örgüt çatısı altında bulunabilecekleri dönem çoktan geride kaldı. Sorunları doğru anlamak, doğru koymak ve sosyalizmin geçirdiği ağır bunalımdan çıkış için elden gelenin gerçekten en çoğu yapılacaksa eğer, önce en yalın, en can alıcı sorun ya da sorunlarda düşünce açıklığına sahip olmak zorunlu.

Taslak, haklı olarak, "Marksist olan-olmayan ayrımı, olabildiğince darlaştırıldı" (s.51) saptaması yapmaktadır. Evet, somut olarak kimin komünist olduğu, kimin olmadığı değerlendirmesi söz konusu olduğu sürece, en azından yurdumuz, içinde bulunduğumuz coğrafya açısından, uzun yıllar boyunca alabildiğine bir darlık egemen oldu. Bu darlığın nedenlerinden biri de "marksist kimdir?" sorusuna Marksizm-Leninizm'e uygun teorik bir yanıt verilmemiş olmasıdır. (Bu satırların yazarı, Aralık 1982'de, özce, "proletarya diktatörlüğünü teoride ve pratikte savunmak" ölçütünün zorunlu ve yeterli olduğu sonucuna varmıştır.)

"Marksist olanla olmayanı ayırt etmenin hiç de okullu dönemlerdeki gibi kolay olmadığı bu dönemde, 'Marksizmin genel alan_' deyimine somut bir hayatiyet kazandırmanın, hem durumu sağın olarak saptamak, hem de duruma en uygun tarzda yaklaşmak bakımından gerekli olduğunu düşünüyoruz." (Taslak,s.62)

"Okullu dönemler" henüz geçmiş olmadı ki! (Taslağın 57.sayfasında "tarihsel okulların sınır çizgilerinin silinmeye başladığı bir sürecin başlarında " olunduğu saptaması yapılmaktadır.) Taslak yazarları ulaştıkları yeni bilinçlerini genel bilincin yerine geçirmekte acele ediyorlar. Sözü edilen ayrım, Taslağın sözcüklerini kullanacak olursam, "okullu dönemlerde" de kolay değildi. Aynı uluslararası geleneğin parçaları olan örgütler birbirlerini revizyonistlikle, reformistlikle vb. suçlamaktan geri durmamışlardır. Somut olarak kimin komünist olduğunu, kimin olmadığını saptamak soruyu teorik olarak yanıtlamaktan daha zordur. Taslağın belirttiği gibi, "Her somut akımın, somut incelemeye tabi tutulması gerekmektedir..."(s.59) Ve bu hiç de kolay değildir.

Yeni bir ayrışma ve yeni bir saflaşma dönemine girildiği noktasında Taslak'la görüş birliği içindeyim. Ne var ki, bundan ne anlaşılması gerektiği, daha doğrusu ayrışması ve saflaşması gerekenlerin ideolojik-politik kimlikleri söz konusu olduğunda oldukça farklı düşündüğümüz de açık olmalı. Bu dönemi anlayabilmek, ona yön verebilmek, dolayısıyla yitip gitmemek için sıkı sıkıya sarılmayı gerektiren marksist-leninist ilkeler var. Bunlar sulandırılmamalı. Kızıl pembeye dönüştürülmemeli. Önceki darlığa bir tepki olarak şimdi de bir başka hata yapılmamalı. Yanlış ve zararlı olacak alabildiğine genişlik ya da gevşeklikten kaçınılmalı. Daha geniş çevreyi kapsamak adına ilkeler esnetilmemeli. Tam tersine, ilkeler söz konusu olduğunda, en büyük derecede katı davranılmalı. (İlkelerin ne oldukları da ayrı bir tartışma konusudur.) İlkelerde katı olmak ile sekter olmak birbirine karıştırılmamalı. "Denize düşen yılana sarılır" özdeyişine yer yoktur burada. Tersi, yenilgi ya da çaresizlik psikolojisine yenik düşmek olur.

"Komünist kimdir ya da kime denir?" sorusuna,"henüz bilmiyoruz, her şey harmanlanıyor" yanıtını vermek, "genel olarak Marksizm alanı" kavramına sarılmak, "proletarya diktatörlüğü" ve "Marksizm-Leninizm" kavramlarını kullanmaktan kaçınmak (Leninizm, Marksizm'in genel alanı içinde olan akımlardan yalnızca biri olarak ele alınamaz. Marksizm ile Leninizm yüzyılın ilk çeyreğinden bu yana birlikte anılmalıdırlar. Artık yalnızca Marksizm'den söz etmek yeterli değildir. Marksizm-Leninizm'den söz etmek gerek. Eğer kullanmak gerekirse "Marksizm alanı "kavramını değil de, "Marksizm-Leninizm alanı" kavramını kullanalım. Sözde sekter olmamak adına ya da olabildiğince geniş bir çevre için çekici olmak için ilkeler eğilip bükülmemeli. Taslak "proletarya diktatörlüğü" ve "Marksizm-Leninizm" kavramlarını kullanmaktan kaçınarak ileri bir adım değil, dev bir geri adım atmıştır. Bunalım, sözcük anlamıyla, nasıl tehlikeli sonuçlar doğurabilecek durum anlamına geliyorsa, Taslağın attığı dev geri adım da tehlikeli sonuçlar doğuracaktır. Bu geri adımın atılmış olmasının kendisi de tehlikeli bir sonuçtur zaten.) daha baştan uluslararası komünist hareketin ve Anadolu komünist hareketinin bunalımının atlatılmasına katkı yapılmasının önünü tıkar. Aşırıya kaçmayı göze alarak sorayım: Her şey karanlıkta ya da alacakaranlıkta mı? Duru olan bir şey yok mu? Kılavuzdan bütünüyle mi yoksunuz? En azından Marksizm-Leninizm'in teorik temelleri ve temel ilkelerine sahip değil miyiz? Var olan bunalım durumundan çıkmak için bunları kullanarak işe başlamak gerekmez mi? Yanıtlar olumsuzsa eğer, neyle başlanıyor işe? Neyle yeniden kurulacak teori? Ve teorinin yeniden kurulmasından anlaşılan nedir?

Taslak yazarları , hiç de bilimsel kuşkuculuk sayılmayacak biçimde şunu yazıyorlar:
"... Yeni nesnel gelişmeler, Marksizmin temel tezlerini yeniden ele almayı ve yorumlamayı gerektiren, ikincil tezlerinin eskiyenlerini iptal edip yenilerini geliştirmeyi gerektiren nesnel değişmeler mutlaka olmuştur..." (s.69, vurgular bana ait).
"Yeni nesnel gelişmeler ... mutlaka olmuştur..." Bu bir olasılık değil ki. Devasa nesnel gelişmeler, özellikle kapitalizmin emperyalist aşamasında, oldu. Leninizm bunları Marksist teoriye genel olarak yansıttı. Lenin sonrasında da son derece önemli nesnel gelişmeler yaşandı. Mevcut bilgi birikimimin izin verdiği kadar şunu söyleyebilirim ki, marksist-leninist teorinin geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi için bunlar gereken bilimsel çalışmaya konu edilmediler. Ama bu Marksizm-Leninizm’in temelleri konusunda kuşku duymak için haklı nedenler sağlamaz. Emperyalist aşamasıyla birlikte kapitalizmin marksist-leninist bilimsel bilgisine genel olarak sahip olanlar açısından Marksizm-Leninizm’in teorik temellerinin ve temel tezlerinin (ikincil tezleri tartışma konusu yapmıyorum) tartışma gündemine getirilmeleri, yani sorgulanmaları gerekmiyor. Ayrıca, Taslağı yazan arkadaşların temel tezlerden ne anladıkları da belli değildir. Taslak, komünist harekete yönelik onca eleştiriye karşın, bu konuda bir açıklama girişiminde bulunmamaktadır.

İlginç ve ilginç olduğu kadar da bilimsel yöntemden o denli uzak olan bir şey de yukarıda aktarılan cümleden hemen sonra şunların yazılmasıdır: "... Ancak biz, neyin değiştiğini ve ne olduğunu yeterince bilmiyoruz. Bu anlamda, ısrarla koruyacağınız ("koruyacağımız", olmalı -b.n.) yaklaşımlarımızın hangileri olduğunu anlamak dahi bilimsel çalışmayı zorunlu kılıyor..." (a.g.y. vurgular bana ait). "Yeterince bilmiyoruz"u bir yana bırakalım da, "yeterli" olmasa bile biliniyor mu? Yıllardır savunulan tezler vb. neye dayanılarak değiştirildi, değiştiriliyor ya da değiştirilmek isteniyor? Neye dayanarak Marksizm-Leninizm’in (yazarlara göre "Marksizmin") temelleri konusunda kuşku duyuluyor? Duyulan kuşkunun bilimsel bir kuşku olduğu iddia ediliyorsa bunu gerektiren ve haklı kılan nedenler nelerdir? Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi mi olunuyor?

Taslağa bir tür "her şey tartışmalıdır, her şeyden kuşkulanılmalıdır" psikolojisi egemen. "Her şeyden kuşkulan". Marx'ın bunu söylemesinin üzerinden nice on yıllar geçti. (Nerede ve ne zaman söylediğini bilmiyorum. Ralph Miliband'ın "Marxism and Politics" kitabından aktarıyorum.) Bilimde kuşku vardır. Kuşku yoksa gelişemez zaten. Marx, Engels, Lenin ve diğer çok sayıda komünist bize onca şeyi (hep olumlu değil) miras olarak bıraktıktan sonra "her şeyden kuşkulan" demek basit bir taklitçilik olur. Marx, Engels ve Lenin tarafından kurulan ve geliştirilen (birçok komünistin değişen derecelerde katkı yaptıkları) Marksizm-Leninizm’in teorik temelleri ve temel ilkelerinden kuşkulanmak için haklı nedenler var mı? Bence yok. O halde, bunalımı incelemek, anlamak ve atlatmak için işe neyle başlayacağımız konusunda karanlıkta değiliz.

"...'Sosyalizm deneyleri'ne ilişkin tarihsel materyalist bir uğraşın, Marksizmin bazı temel temalarına dek uzanan etkiler doğuracağını düşünüyoruz..."(s.70, vurgular bana ait). Böyle düşünmeyi gerekli ya da olanaklı kılan nedir? Hangi bilimsel çalışmanın ürünü olarak böylesi bir düşünceye varıldı? Temel temalardan biri, Taslak'ta kullanılmaktan sakınıldığı anlaşılan, proletarya diktatörlüğü aracılığıyla komünizmi kurmak olmasın? Taslak bilimsel yöntem sorununda sorunludur.

Ekim 1993'te yazdığım "Üçüncü Enternasyonal'i Oportünizm Tüketti" başlıklı broşürden şunları okuyoruz:
"Yeni bir ayrışma ve yeni bir saflaşma artık daha fazla geciktirilemez. Komünistlerin teori ve pratiklerini ipotek altına alan teori, politika ve örgüt biçimleriyle kıran kırana bir hesaplaşmaya girişmekten kaçınılamaz. Deniz bitti. Durumu idare etme dönemi bitti. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma dönemi artık geride bırakılmalı. Ciddi bir irdeleme olmaksızın, geçmişi neredeyse körü körüne savunma pratiğine son verme dönemi başlamalı. Geçmişe tutucu bir kıskançlıkla sarılma döneminin yerini, geçmişi devrimci eleştirel yöntemle irdeleme ve sorgulama ve hatta yargılama dönemi almak zorunda. Böylece sosyalist geçmişin doğrularına sahip çıkılabilir ve yanlışlar reddedilebilir. İyi olan alınır, kötü olan atılır. Sosyalist geçmişimize bilimsel bir kıskançlıkla sahip çıkılır; anti-komünist saldırılara, hataların, güçsüzlüklerin ve eksikliklerin bilincine varmanın da verdiği bilimsel cesaretle, karşı konulur. Dönem, ne biçim altında kendini gösterirse göstersin, dogmatizme, tutuculuğa, düşünsel kireçlenmeye, sözde miras savunuculuğuna ve taklitçiliğe karşı savaş dönemidir. Bu dönemde sert iç mücadelelerden, örgütsel bölünmelerden, şu ya da bu biçimde suçlamalarla karşılaşmaktan kaçınmak komünistlerin işi olamaz.

"Artık yakın geçmişteki bölünmeler temelinde saflaşma dönemi de geride kaldı. Marksizm-Leninizm'in temel teorik ve taktik ilkeleri, dünya devriminin temel ve taktik sorunları temelinde yeni bir ayrışma dönemi var dünya komünistlerinin önünde. Gerçekte bu dönem, bu süreç, kimsenin ilan etmesi gerekmeksizin, başlamıştır. Özellikle Sovyetler Birliği, Doğu ve Orta Avrupa ve Arnavutluk'taki yüksek ölçekli depremlerden sonra." (s.6-7)
Devrimci olan ve sosyalizm anlayışını işçi sınıfına dayandıran, dolayısıyla proletarya diktatörlüğünü kabul eden her parti, örgüt, çevre ve birey yeniden değerlendirilmek durumundadır. "Komünist kimdir?" sorusunun yanıtı vardır. Ancak somut olarak komünist kimdir? Bu bakımından yeniden değerlendirme kaçınılmaz.

"Marksizm-Leninizm’in genel alanı" kavramını kullanmak gerekirse, proletarya diktatörlüğünü kabul eden ve pratikte buna uygun davranan bu alanda kabul edilmeli. Yani bu alanın sınırları çizilmeli, açık bırakılmamalı. Proletarya sosyalizmi (bilimsel sosyalizm) ile küçük burjuva sosyalizmi ya da halkçı sosyalizm ayrımı karartılmamalı.(Unutulmamalı ki, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da küçük burjuva sosyalizmini yalnızca DHKP-C gibi devrimci demokrat örgütler temsil etmiyor. Sosyalizm anlayışını belirli bir sınıfa değil de genel olarak halka dayandıran devrimci halkçı sosyalizm geçmişte birçok örgüt tarafından temsil edildi. Örgüt sayısı azalmakla birlikte bu durum sürüyor. Devrimci halkçı sosyalist örgütlerden biri de, "Mao Zedung Düşüncesi" denilen revizyonizmin öz olarak aşılmasına dek [1979-1980] TKP(ML) Hareketi idi.) "Marksist olan-olmayan ayrımı" noktasında "...Lenin'in bu konudaki terminolojisine ve yaklaşımına geri dönmek, teorik bir gerçek olmak yanında, politik bir zorunluluktur."(s.51) Bu nedenle "Marksizmin genel alanı" kavramına geri dönülüyor ve buna "somut bir hayatiyet kazandır"ılmaya çalışılıyor. Peki gerçek marksisti bir küçük burjuva, hatta bir burjuvadan ayıran denektaşı olarak Lenin'in "Devlet ve Devrim"de açıkladığı "sınıf mücadelesinin kabulünü proletarya diktatörlüğünün kabulüne kadar genişleten" tanımı ya da kavramı neden kullanılmıyor? Geliştirilmiş ve daha yüksek bir soyutlamayı temsil eden kavramı kullanmak yerine neden önceye dönelim? Taslak darlığı aşmak ve sınırları genişletmek adına geri çekiyor. Acaba bu kavram da marksist olan-olmayan ayrımını alabildiğince darlaştırıyor olmasın? Lenin hiçbir kuşkuya meydan vermeksizin bir tanım yapmış. Bence bu tanım son derece bilimsel ve özlü. Marx'ın proletarya diktatörlüğü kavramına verdiği büyük önemi özellikle vurguluyor. Bu kavramın kullanılması, bu kavramla iş görmek, Marksizm-Leninizm'i bir bilim gibi irdelemek ve kullanmak koşuluyla, zor da sayılmaz.

"... Geleneğimizin Marksist olan ve olmayana ilişkin devraldığı terim, alabildiğine sekter ve dogmatik bir yaklaşımın aracı olmuştur. ..."(s.51) Hangi "terim"dir bu? TKP(ML) Hareketi açısından Aralık 1982'ye kadar, marksist olan-olmayan ayrımı yapabilmek için bilimsel ve denenebilir bir ölçüt olmamıştır. Birçok teorik, stratejik ve taktik sorun iç içe geçirilerek ölçütler listesi ortaya konulmuştur. Komünist hareketin geçirdiği var sayılan dönemlere göre "komünistlik ölçütü" saptanmıştır. Örneğin, programın (o da proletaryanın demokratik devrimdeki programı, yani asgari program) oluşturulmasından sonra, bir ülkede birden fazla komünist grubun varlığının koşullarının tarihsel olarak ortadan kalktığı savunulmuştur. Burjuva demokratik içerikli programa komünist devrimciliği testten geçirmede sihirli bir araç işlevi yüklenmiştir. Proletaryanın egemen sınıf olarak sosyalist örgütlenmesini (proletarya diktatörlüğünü) teoride ve pratikte savunmak olarak özetlenebilecek bilimsel ölçüt, "geleneğimiz açısından" örgüt düzeyinde ilk kez 1986'da, (TKP(ML) Hareketi 1.Olağanüstü Genel Konferansında kabul edildi.

Taslağı kaleme alan arkadaşlar, "onyıllar boyunca küllenmiş bir kavram olarak kuluçkaya terkedilen"(s.57) "genel olarak Marksizm alanı" kavramına büyük umut bağlamış görünüyorlar. Boğucu darlıktan kurtulmak için sihirli bir formül bulunmuş gibi! Türkiye'deki, doğallıkla dünyadaki, "karmaşık ortamı anlamak için, 'Marksizmin genel alanı' kavramını literatürümüze yeniden katmanın pratik yararının yeterince açık olduğu düşüncesindeyiz."(s.53)

Taslak, dünya ve Türkiye ölçeğindeki karmaşık durumu yalınlaştırmak, sosyalizm adına hareket eden politik örgüt ve akımların olabildiğince büyük bir bölümüyle birlikte hareket edebilmek için tanımı yapılmayan, sınırları çizilmeyen "genel olarak Marksizm alanı" kavramına büyük bir işlev yüklüyor. Eklemek zorundayım ki, bu kavram Marksizm-Leninizm'in ilkelerini esnetmek için kullanılıyor. Taslak yazarları olabildiğince çok sayıda parti, örgüt, çevre ve birey ile "bütünleştirici bir Marksizm anlayışının dünyasal egemenliğini ilan edeceği bir dönemin öngününde" olabilmenin düşünü kuruyor. Düş kırıklığı ile randevulaşıyorlar. Aynı zamanda ilkelerde sağlam olmadıklarını, kendilerine gereğince güvenmediklerini sergiliyorlar. Tersi yönde kimi açıklamalara karşın, yalnız kalmanın korkusunu yaşıyorlar. (Burada Taslağı kaleme alan arkadaşların niyetlerini tartışma konusu yapmıyorum. Onların iyi niyetlerinden kuşkulanmak için nedenlerim yok. Ne var ki, Taslak, varacakları nokta bakımından, iyimser olmamı engelliyor.)

Onlara bir çağrım var: Gelin gerek dünya ölçeğinde, gerekse yurdumuz ölçeğinde, kimi örgütlerin, özel olarak geçmiş TKP(ML) Hareketi'nin çabalarına karşın, on yıllardır arka plana itilmiş "sınıf mücadelesinin kabulünü proletarya diktatörlüğüne kadar genişleten biri marksisttir" tanımına hak ettiği değeri yeniden kazandırmak için çalışalım. Gelin, on üç yıl sonra yeniden, marksist olan-olmayan ayrımını yapabilmek için "proletarya diktatörlüğü" kavramına " somut bir hayatiyet kazandır"alım.

Yazının Devamı...
(2) Taslak, "sosyalizm deneyleri" deyimini modern revizyonizmin sözde komünist partilere egemen olduğu dönemi de kapsayacak biçimde kullanmakla da dikkat çekiyor. "Tarihsel materyalizm şahsında Marksizm, Ekim devrimiyle başlayan ... şimdilik 'sosyalizm deneyleri' deyimiyle ifadelendirdiğimiz, 1989-1990'da önemli ölçüde bitmiş olsa da halen bazı ülkeler nezdinde varlığını koruyan dünya-tarihsel sürecin etraflı bir açıklamasını yapamamıştır." (s.70) (Bunun yapılamadığı yadsınamaz bir gerçektir).

Kruşçev ve Brejnev'in "Marksizme ilişkin olarak " Mao, E.Hoca, ve Stalin'den "kategorik bir farklılık göster"dikleri de belirtilmektedir (s.77). Bunu, Kruşçev ve Brejnev'in ve diğer revizyonistlerin marksist olmadıkları ya da "Marksizmin genel alanı"nda bulunmadıkları olarak yorumluyorum.